Foça Karataş Efsanesi

0
9

Foça ‘da bir karataş var ve bu karataşın nerede olduğunu bilen yoktur. Bu karataşa her kim ki basarsa, Foça’ya basireti bağlanır, Foça’ya sevdalanır ve Foça’dan gitmek istemez. Peki bu dilden dile dolaşan Karataş Efsanesi nedir?

Foça Karataş Efsanesi

Günümüzden yaklaşık yüz elli yıl kadar önce Küçükdeniz’de Panayot adında bir balıkçı ile eşi Eleni yaşarmış. Panayot geçimin balıkla sağlarmış. Hiç çocukları olmamış; ancak gayet mutlu bir evlilikleri varmış. Panayot her gün sabah erkenden balığa çıkar, akşam üzeri balıklarını sattıktan sonra balıkçı kahvesine giderdi. Pazar günleri ise karısı ile beraber kiliseye gidip, dualarını ederlerdi.

Büyükdeniz’de ise Hüseyin adında bir balıkçı ile eşi Hatice yaşarmış. Hüseyin ve eşi Hatice bir çocuk sahibi olmayı çok ister, çocuğun evi şenlendireceğini düşünürlerdi. Her gün balığa çıkıp, dönüşte balıkçı kahvesine uğrardı. Havanın kötü olduğu zamanlarda ise ağlarını onarıp, diğer balıkçılarla birlikte atalarının efsanelerini anlatırlarmış. Hüseyin dinine bağlı, her cuma kale içerisindeki mescide gider ve namazını kılardı.

Panayot ve Hüseyin ikisi de balıkçı; ancak birbirlerini şahsen tanırlar, ailece birbirlerine gelip gidecek samimiyetleri yoktu. Bir gün ikisi de denizdeyken, balık avına çıktıkları sırada Orak adası civarlarında denk gelirler ve birbirlerine “Rasgele” dileklerinde bulunurlar. O gün akşam saatlerinde hava birden değişir ve patlar. Geri dönemk için her ikisi de ağlarını toplar ve Foça’ya doğru yola çıkarlar. Fakat birden Panayot’un sandalı dalgaların sıçrattığı su yüzünden arıza yapar ve dalgalarla boğuşmaya başlar. Hüseyin’in onu fark etmesi ile hemen Panayot’un sandalını Hüseyin’inkine bağlayıp, herhangi bir sorun olmadan Küçükdeniz balıkçılar kahvesine gelirler. O günden sonra birbirleri ile iki can dost olup, birbirleriyle ailece gidip gelmeye başladılar.

Aradan alto-yedi ay gibi bir zaman geçer ve bir gün Panayot, Hüseyin’e eşinin hamile olduğunu söyler. O gün akşam Hüseyin eve gittiğinde eşine Eleni’nin bir çocuk beklediğini söylediğinde Hatice ‘de hamile olduğunu söyler.

Büyük Deniz Ve Küçük Deniz

Çocuklar bir gün ara ile doğar. Panayot bir erkek çocuğuna sahip olur ve adını Talaşa koyar. Hüseyin’in de bir kız çocuğu olur ve adını Deniz koyar. Talaş Rumca’da Deniz anlamına gelmekteydi. Bu durumdan etkilenen iki arkadaş Hüseyin’in çocuğunu Migalo Talasa (Büyük Deniz), Panayot’un çocuğunu ise Mikro Talasa (Küçük Deniz) olarak çağırmaya başladılar.

Yıllar geçti ve çocuklar büyüdü, aralarında gizli bir aşk başladı. Çocuklar, babaları denize çıktığı zaman, şimdiki Köprübaşı denen yerde birlikte otururdu, bu aradan bir dere akar ve orada koyu bir kaya parçası; yani “karataş” dururdu.

Birbirlerini seven gençler durumu ailelerine söylemeye karar verirler. Hüseyin ve Panayot bu duruma şaşırarak çaresiz çocukları nişanlarlar.

Talasa ise geleceğini balıkçılıkta görmediği için İzmir’e çalışmaya gitti. Aradan seneler geçti ancak Talasa dönmedi. Deniz ise her gün Karataş’ın bulunduğu yere gider, hayaller kurardı. Artık umudu tükenip bitmişti ve hastalanıp yatağa düştü. Büyükdeniz’in ruhu Foça’yı bırakıp gitti, herşeyi arkasında bıraktı.

O günden sonra talasa ve Deniz’in aşkları Foça’da dilden dile anlatıldı. Panayot ve Hüseyin Karataş’ın olduğu yeri düzelttiler ve ikisinin de ortak temennisi şu idi: “Kim ki Makro Petra- Karataş’ın üzerinden geçerek Foça’ya gelirse, yeri bilinmeyen bu taşa ayak basarsa, Foça’ya olan tutkuları artsın ve Foça’ya sımsıkı bağlasınlar.”

Bu makalemizde sizlere Foça Karataş Efsanesi hakkında bilgiler vermeye çalıştık. Siren Kayalıkları sayfamıza göz atıp bir diğer Foça efsanesi hakkında detaylı bilgilere ulaşabilirsiniz…

Bir sonraki makalemizde görüşmek dileğiyle 🙂

Foça’ da ki Büyük Eviniz

Foça Otel 1887

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here